Alfabenin 30. Harfi: Matluba Uymayan Nesil!

Ayhan Öztürk
Aslen Gaziantepli olan Dr. Ayhan Öztürk, Gazi Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalında lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı. Devlet bursu ile gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nin Arkansas Üniversitesinde, Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında doktora derecesini aldı. Ankara’nın Beypazarı ve Altındağ ilçelerinde sınıf öğretmeni ve okul idarecisi olarak çalıştıktan sonra, yurtdışı eğitimini takiben MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nda Milli Eğitim Uzmanı olarak görev yapmaya başladı. Profesyonel düzeyde İngilizce bilen yazar, evli ve 2 çocuk babasıdır.
13.09.2021
1.010
A+
A-
Alfabenin 30. Harfi: Matluba Uymayan Nesil!

Sabah gözlerimizi açtığımızda gece bıraktığımız yerde olmayan bir dünyada yaşıyoruz. Belki de insanoğlunun daha önce hiç görmediği bir hızda dünyanın değişimine şahit oluyoruz. Küreselleşmenin ve sürekli ilerleyen teknolojik gelişmelerin bu olağanüstü değişim hızının tetikleyicisi olduğu söylenebilir. Şüphesiz bu süreç ciddi bir sosyal (göç dalgaları, şehirleşme, kolay iletişim ve farklılaşan yaşam standartları), kültürel (küresel değerlere yönelim ve artan kültürel çeşitlilik), ekonomik (global market anlayışı, finansal bağımlılık, açlık ve sorumsuz tüketim) ve çevresel dönüşümü(iklim değişikliği, doğal kaynakların artan önemi ve çevre kirliliği) beraberinde getirmektedir.

Yeni gereksinim, beklenti ve fırsatların da yer aldığı bu dönüşüm sürecine yön verebilmek için geleceğe donanımlı bir şekilde hazırlanmış bireylere daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Geleceğe  iyi bir şekilde hazırlanmış bireylerin öne çıkan özelliklerinden bazıları şu şekilde ifade edilebilir: Farklı disiplinlerde geniş kapsamlı ve özel nitelikli bilgilere sahip olmak; bilinmeyen ve değişen durumlar karşısında önceki bilgilerini etkili bir şekilde kullanabilmek; eleştirel, üretici ve kendi başına öğrenmeyi yönetebilen düşünce yapıları gibi bilişsel yeteneklere sahip olmak; iş birliği, empati ve kendinin farkında olma gibi duygusal becerilere sahip olmak; etkili iletişim kurabilme, birlikte çalışabilme ve sorumluluk alabilme gibi sosyal becerilere sahip olmak ve teknolojik araçları etkili bir şekilde kullanmak. Aslında bahsi geçen bu yeteneklerin birçoğu birbiriyle ilişkilidir. Örneğin duygusal özelliklerini iyi bir şekilde kontrol edebilen bireylerin bir konuya odaklanma ve birlikte çalışabilme gibi becerilerinin de gelişmiş olması beklenir.

Bu noktada tartışılması gereken belki de en önemli konulardan birisi günümüz eğitim kurumlarının bu denli kritik becerileri bireylere kazandırma konusunda yeterli olup olmadığıdır.Bireylere bilgi, yetenek, davranış ve değer gibi önemli özellikleri kazandırması beklenen eğitim süreci gelecekte karşılaşılabilecek tahmin edilmesi zor olan durumlara karşı da genç nesilleri hazırlamak zorundadır. Bu zorlu görev karşısında eğitim sistemleri ve paydaşları için başlangıç noktası, hedef kitlesi olan talebelerini yani günümüz kuşağını iyi analiz edip onların kendilerine mahsus karakteristiklerini ve beklentilerini doğru anlamak olmalıdır. Fakat bu kendine has kuşağı tanımak için sınavlar ve teoride sıkışıp kalan araştırmalar gibi miadı dolmuş stratejilerin kullanılmasının yeterli olmayacağını buraya not düşmek gerekir.

Her yeni kuşağın tanımı dönemin çığır açan ve küresel çapta etkili olan olaylarının nedenlerine, gelişim sürecine ve sonuçlarına dayanılarak yapılır. 1. ve 2. Dünya Savaşı, soğuk savaş dönemi, iletişim teknolojilerinin kişiselleşmesi ve küresel çapta yaşanan ekonomik kriz dönemleri bu olaylara örnek olabilir. Her ne kadar kuşaklara yön veren bu olayların tüm yaş gruplarını etkilemesi beklense de sosyologlar bu sürecin özellikle psikolojik olarak daha hassas ve yetişkinliğe geçiş evresinde olan kişiler üzerinde etkilerinin yoğun görüleceğini ifade etmektedir. Buradan hareketle günümüz kuşağına yön veren küresel çaptaki olayları değerlendirdiğimizde teknolojinin görülmemiş bir hızla ilerlemesi (sosyal medya, akıllı telefonlar ve kesintisiz internet ortamı), iklim değişikliği, “Arap Baharı” ve Covid-19 salgın süreci ön plana çıkan olaylardan bazılarıdır. Burada göz ardı edilmemesi gereken önemli noktalardan bir tanesi de yerel düzeyde yaşanan olayların kuşakların şekillenmesine olan etkisidir. Nitekim gelişmiş ülke ekonomileri bugünün gençlerini ekonomi ve konfor anlamında en rahat olan, eğitim faaliyetlerinden en üst düzeyde yararlanabilen, çevrim içi ortamlar sayesinde bilgiye her an hâkim olan “dijital yerliler” olarak tanımlarken dünyanın diğer tarafında hala savaş ve terör olaylarının içerisinde büyüyen, açlık ve yoksulluk sorunuyla mücadele eden ve sosyal adaletsizliğin sonuçlarını her an tecrübe etmek zorunda olan bir neslin olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir.

Bu nedenle aynı dönemi benzer yaş gruplarında tecrübe ediyor olsalar bile küresel çapta bireyleri tek bir kuşak ismi altında toplamanın doğru bir yaklaşım olmadığı ifade edilebilir. Hele ki değişim ve gelişim hızının takip edilemeyecek bir seviyede olduğu ve kitleler üzerinde etkili olan olayların sayısının ve çeşitliliğinin sürekli arttığı günümüzde gençleri “a, b, c…z” gibi başlıklar altında sınıflandırmak neredeyse imkansızdır. Nitekim önceleri 30-50 yılda bir kuşakların şekillendiği ifade edilirken günümüzde bu sürenin 3-5 yıl civarında olduğu belirtilmektedir. Yerel gelişmeleri, milli, kültürel ve coğrafi gerçekleri ikinci plana atan bu küresel sınıflandırma çabalarının ötesinde elimizdeki vasıtaları, “insan”ı anlamak ve ona yatırım yapmak için kullanmamız gerekmektedir.

Sözün başında da ifade edildiği üzere, bilinmeyen ve tahmin edilmesi zor bir geleceğe doğru ilerliyoruz. Bu geleceğe ev sahipliğini yapacak olan genç nesillerin bizlerden beklentisi onları sadece iyi bir işe ve yüksek gelire sahip olacak şekilde hazırlamanın çok ötesindedir. Asıl beklentileri, daha yaşanabilir ve adaletli bir dünyanın tüm toplumlar için tesisidir. Bu beklentilerin gerçeğe dönüşmesi için gerekli olan en önemli mekanizma ise şüphesiz eğitimdir. Dolayısıyla ülkelerin eğitim sistemlerini günümüzün ve geleceğin ihtiyaç ve beklentilerine cevap verebilecek şekilde güncellemeleri, müfredatlarını şekillendirirken küreselleşme adı altında sunulan ve toplumların bağımsızlığının önünde tehdit olması muhtemel “sentez bilgileri” iyi analiz etmeleri, dünyayı tanımanın önemini vurgularken asıl önemli olanın kendimizi tanımak olduğunu vurgulamaları, bugün küresel sorun diye ifade edilen iklim değişikliği ve yoksulluk gibi daha bir çok problemin kaynağının sözüm ona “modern ve gelişmiş ülkeler” olduğunun farkında olmaları ve buna göre hareket etmeleri gerekmektedir.

Yazıya dair bir söz: Bir çiçekle bahar olmaz, ama her bahar bir çiçekle başlar. (Prof. Dr. Necmettin Erbakan)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.