Sarımsaklasak da mı saklasak

Fatih Başak
1968 yılında Sungurluda doğdum. İlk, orta ve lise tahsilini Sungurlu’da tamamladıktan sonra 1989 yılında Amasya Eğitim Yüksekokulu’nu tamamlayarak, Batman ili Kozluk ilçesinde sınıf öğretmeni olarak göreve başladım. 1993 yılından 2004 yılına kadar Sungurlu’nun Eşme ve merkez Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu’nda sınıf öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra 2004 yılında Boğazkale Merkez İlköğretim Okulu Müdürü olarak görev yaptım. 2008 yılına kadar burada görev yaptıktan sonra Havza ilçesi Millî Eğitim Şube Müdürü olarak atandım. 2010 yılında kadar görevlendirme yoluyla Sungurlu İlçe Millî Eğitim Şube Müdürü olarak görev yaptım. 2010 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’na Şube Müdürü olarak atandım. 2012-2014 yıllarında Ağrı Milli Eğitim Müdürü, 2014 yılında da Kocaeli Milli Eğitim Müdürü olarak görev yaptım. 2014 – 2019 yıllarında MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü’nde daire başkanı olarak görev yaptım. Halen MEB Millî Eğitim Uzmanı olarak görev yapmaktayım. Evli ve 4 çocuk babasıyım.
16.07.2022
56
A+
A-
Sarımsaklasak da mı saklasak

Benim de ilgiyle izlediğim ender programlardan birisidir “Kim Milyoner Olmak İster” bilgi yarışması. Bu yarışmaya geçen günlerde bir gencimiz katıldı.

Yıldız Teknik Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölümü’nden onur öğrencisi olarak mezun olduğunu ve Japonya’da sadece dört kişinin kabul edildiği Osaka Üniversitesinde özel robotik yüksek lisans programına kabul edildiğini söyleyen bu gencimiz yarışmanın ikinci sorusunda elendi.

Yarışmanın başında kendisini, insanlık yararına gerçekleştirilecek projelere adayan bilim tutkunu olarak tanıtması da bu gencimizin kendine olan güveni ve eğitim açısından ne kadar donanımlı olduğu hakkında bizlere bilgi veriyordu.

Yarışma başladığında ikinci soru olarak “Sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak? şeklinde devam eden tekerlemenin başı nasıldır?” sorusu soruldu. Bu tekerleme ilkokul çağından itibaren çok sık karşılaştığımız tekerlemelerden birisi idi. Bu tekerlemeyi bilmeyenimiz yoktur diye sizler de benim gibi düşünebilirsiniz. Ama yanıldığımızı da kabul etmemiz gerekiyor. Bu tekerlemenin başını bu gencimiz maalesef bilemedi ve yarışmanın ikinci sorusunda elendi. Hiçbir ödül kazanamadan yarışmadan ayrılmak zorunda kaldı.

Kendine özgüveni zirve olan, eğitim açısından dünyada sıralamalara giren bu gencimizin yarışmadan elenmesi sonrası yüz hatlarını iyi okumak gerekir diye düşünüyorum. Adeta fazlaca şişirilmiş bir balonun birden bire patlaması gibi bir durum olmuştu. Trafik kazası geçirmiş gibi şok içerisinde idi. Ne diyeceğini bilemedi. Uzun süre sessiz kaldı.

Yarışmadan örnek verdiğim bu gence maalesef ülkemizde çok sık rastlar olduk. Yine maalesef ki gencimiz bu anlamda hiç de yalnız değil.

Dünyada sıralamalara girecek kadar bilgi ile donattığımız bu gençlerin günlük hayattan ve toplumdan uzak olmaları eğitimin en önemli problemlerinden birisi olmak görmekteyim.

Bilgi depolama anlamında uluslararası sınav sonuçları bizleri çok yeterli görmese de az sayıda da olsa gerçekten bilgi ile donanmış çocuklarımız var. Bu çocuklarımızın bireysel akademik başarıları elbette ki önemli. Dünya insanlığına yön veren, katkı sunan bilim adamlarımızı gördükçe de gururlandığımızı söyleyebiliriz.

Ancaaak, bilim adamı sıfatını taşımaktan başka bir payesi olmayan, kendi yetiştiği toplumdan uzak, kültüründen uzak, geldiği yeri unutan bilim insanlarını gördükçe de üzülmekteyiz.

İngiltere’de staj yapan bir kaymakam arkadaşım;

-Ya hocam 1416 sayılı kanun[1] kapsamında değişik ülkelere gönderdiğiniz öğrencilere hiç mi dikkat etmiyorsunuz? Demişti.

Ne demek istediğini çok iyi anlamıştım. Diploma notu, ALES sınavı ve mülakat puanı oldukça yüksek olan bu öğrenciler ülkemiz adına yüksek lisans ya da doktora yapmak üzere giden zeki öğrencilerimizdi. O zaman bu çocuklarımızın neyine dikkat etmiyorduk?

Cevabı çok basitti. Gittiği ülkenin kültürüne çok rahat adapte olabilen, kendi ülkesinde olanlardan bihaber ve ülkesi ile ilgili yanlış bilinen bilgileri açıklamakta dahi acizlik gösteren çocuklarımız vardı buralarda.

Yurt dışına gönderilen bu öğrencilerin mülakatlarında da aynı soruyu onlara soruyordum.

-Acaba kaymakam arkadaşım ne demek istedi?

Maalesef bu soruma doğru ya da yanlış yorum dahi yapamıyorlardı. Oysa bu çocuklar ülkemizin sözde en başarılı üniversitelerinden en yüksek puanlarla mezun olmuşlardı. Çok basit bir konu hakkında muhakeme yapamıyorlardı.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu temelde eğitimin temel problemi. Okul öncesinden başlayarak bilgi yükleme işlemlerinden bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor. Bilgi ulaşmanın yollarını öğretmek yeterli olacaktır.

Yapmamız gereken şey bu çocukların küçük yaşlardan itibaren hayatın içerisinde sürekli karşılaştıkları konular üzerine yetiştirmeliyiz. Markette çalışan çocuk, öğrettiklerimizden daha iyi muhasebe işlemleri yapıyorsa, turistik bölgelerde liseyi dahi bitirememiş gençler, okullarımızda yabancı dil öğretimi alan çocuklarımızdan daha iyi yabancı dil biliyorsa yöntemle birlikte programlarımızı da yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.

Sonuç olarak; Japonya’da sadece dört kişinin kabul edildiği Osaka Üniversitesinde özel robotik yüksek lisans programına kabul edildiğini söyleyen gencimize kızmak ya da dalga geçmek yerine eğitimde neleri öğrettik yerine neleri öğretmedik sorusunun cevabı üzerine kafa yormamız gerekmiyor mu?

İnsanlık yararına gerçekleşecek projelere adayan bir bilim tutkunu olduğunu söyleyen bu gencimizi normal hayata dair bilgilerden yoksun olması insanlığa ne kadar katkı sağlayabilir sorusunu da tartışmaya açmaktadır.

Bizim makinalardan ziyade insanlara ve insanlığa ihtiyacımız var.

Sevgide kalın, sevgiyle kalın…


[1] 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.