Özgürlük partisi ve “Güneş Ülkesi”

Ufuk Oguz Taşçı
1996 yılında Londra/İngiltere'de doğdu. İlk ve Ortaöğretimini yurt dışında tamamladı. Lisansını 2017 yılında Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde şeref öğrencisi olarak tamamladı. Halen Çankaya Üniversitesi'nde "Küçük Devlet Dış Politikasında İç ve Dış Faktörler: Sırbistan Örneği" adlı tez konusundaki çalışmalarıyla yüksek lisans eğitimine devam etmektedir.
06.11.2020
804
A+
A-

Özgürlük partisi ve “Güneş Ülkesi”

Geert Wilders’i ve Özgürlük partisini ele alırken dikkat edilmesi gereken can alıcı öneme sahip nokta Hollanda’da aşırı sağın kullandığı söylemler ve nitelikleridir.

Özgürlük partisi’nin ideolojik bağlamda dayandığı dört temel bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Anti-İslami alarmizm ve “Avrabistan” karşıtı mücadeledir. Wilders ve hareketi, Avrupa’nın, mekansal olarak Emevi ve Osmanlı imparatorluklarının düzenlediği dışsal saldırılardan yüzyıllar sonra tekrar “İslam’ın” saldırısına maruz kaldığını, ve bu sefer saldırının dışarıdan değil içeriden gerçekleştiğini savunmaktadır. Buradaki aslında pek de şaşırtıcı olmayan nokta ise, NSDAP’ın geçmişte Yahudiler üzerinden yaptığı gibi ÖP’nin de bir “günah keçisi” araması ve bu “İç Düşman” figürünün ülkedeki müslümanlar etrafında gelişmesidir.

Wilders’in bakış açısına göre, İslam dini’nin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim, Adolf Hitler’in“Kavgam” adlı kitabıyla eşdeğerdir, zira Hitler’in Kavgam’da vurguladığı toplumsal şiddetin daha ileri boyutlarının Tanrı kelamı adı altında Kur’andaki bir çok Sure’de meşrulaştırıldığını iddia etmektedir.

Bu konu üzerindeki bir diğer görüş ise, müslümanların planlı olarak terör örgütlerinin himayesinde ve önderliğinde Avrupa’ya yerleştirildikleri ve zamanı geldiğinde yani terör örgütleri genel bir saldırıya geçtiğinde “beşinci kol” faaliyeti yürüterek Avrupa medeniyetini yok edeceğine dair komplo teorilerinin inşa edilmesidir.

Wilders, gerek parlamentoda, gerek mitinglerinde, istatistiki verilerle ve görsellerle çok uzak olmayan bir gelecekte göçmen akışının sona erdirilmemesi durumunda tüm Avrupa’nın bir “Avrabistan’a” dönüşeceğini, nüfusun büyük çoğunluğunun müslüman göçmenlerden oluşacağını ve bilinen anlamıyla Avrupa’dan geriye hiç bir şeyin kalmayacağını, dünya’nın gerçek nitelikteki “Tek Medeniyet”inin ortadan kalkacağını ve Ortaçağ’a geri dönüşün başlayacağını ileri sürmektedir.

İdeolojik olarak ÖP’nin ikinci boyutu ise, sıradan vatandaşın yani Henk ve İngrid’in menfaatini savunmak üzere temellenmiştir. Buna binaen, Wilders hareketinin popülist köklerine inebiliriz. ÖP, bu durumda halkın nabzını tuttuğunu ve “halk son sözü söyler” tarzında sergilediği yaklaşım ile krallığın elitlerine bilhassa bazı politikacılara ve Solculara siyaset felsefecisiLaclau’nun belirttiği şekilde “boş gösterenlere”, toplum, yani saf ve erdemli Hollandalılar adına savaş açtığını iddia etmektedir. Eski düşman olarak Solcular ve yeni düşman Elitlerin bir potada eritilerek kaynaşması, Wilders ve ekibine paha biçilemez bir cephanelik sunmuştur.

ÖP, diğer taraftan sol görüşlü varlıklı kentsoylu kesime ve taraftarlarına saldırarak, taşra kesiminin ve kentsoylu yoksulların avukatı pozisyonuna bürünmektedir. Buradaki bir diğer argüman ise; halkın, sol finansmanlı televizyon kanalları ve medya tarafından uyutulduğu, “Sol Kilise” tarafından duygusal bağlamda sömürüldüğünü, hükumetin dış yardımları sebebiyle halkın yoksul bırakıldığını ve bu paranın Afrikalı diktatörlerin İsviçre bankalarındaki hesaplarına aktarıldığına yönelik şekillenmektedir.

Üçüncüsü, “Marked for Death” adlı İngilizce kitabında Wilders, “ulusal gururu”, Batılı değerleri İslamdan korumak adına “en iyi araç” olarak tanımlamaktadır. “Hür dünyanın halklarının kendi özgürlüklerini muhafaza etmek için kendilerini özdeşleştirdikleri bir bayrağın etrafında toplanabilirler” şeklinde bu konu üzerine beyanda bulunarak milliyetçiliğin ÖP’nin temel ideolojik unsurlarından biri olduğuna dair tartışmaları haklı çıkarmıştır. Parti politikasında yer alan Avrupa Birliğine şüpheci yaklaşım, dış politikada Hollanda ulusal çıkarlarına verilen öncelik, artarak kesif bir hal alan göç-karşıtlığı, kendi halkını ulusal sosyal devlet anlayışı ile koruma altına almak gibi beş temel politika, Özgürlük Partisi’nin milliyetçi eğilimlerini tasdik etmektedir. 

Dördüncüsü, “kural ve asayiş” betimlemesidir. ÖP, bozulduğunu iddia ettiği müesses nizamı değiştireceğini, halk’a huzur ve refah getirecek politikalar uygulayacağını belirtmektedir. Parti politikası, İslamofobik ve Ksenofobik yaklaşımlarından önce 2010 yılında güvenliğin daha öncelikli olduğu şekilde gelişmiştir. Geçmişe dönüp tekrar bir göz attığımız zaman, güvenlik odaklı sosyo-ekonomik politikaların genellikle totaliter rejimlerde ve özelde ise Faşist rejimlerde vazgeçilmez bir unsur olarak kullanıldığı açıktır. Özgürlük Partisi, toplumsal düzenin, ancak çağımıza uygun bir perspektifle ele alınabilecek bir “disiplin toplumu” ve “korku” teması üzerinden yürüyen güvenlik arzusunun tatmin edilmesi temelinde inşa edileceğine yönelik bir fikir sergilemektedir.

Sonuç olarak, Geert Wilders kurduğu hareketi tasarlarken geçmişteki aşırı hareketlerden yoğun bir biçimde etkilenmiş olup, zamanla daha da radikalleşerek, günümüz Avrupasının en radikal aşırı sağ partisini ortaya çıkarmıştır.

Wilders’in Leviathanı: Partijvoor de Vrijheid

“Geert Wilders’in Partijvoor de Vrijheid’ı (PVV-Özgürlük Partisi) birçok anlamda aşırı bir örnektir. Bu parti sadece metaforik anlamda bir tek adam partisi değildir; Wilders, bizzat herkesi ve her şeyi kontrol eder.ÖP’nin meclisteki üyeleri sadece vekildirler. (Her cumartesi Wilders tarafından kendilerini nasıl ifade edecekleri ve yasal işlemleri nasıl yürütecekleri konusunda yönlendirmeye tabii tutulurlar.)

Popülist İzler

Özgürlük Partisini popülizm bağlamında tahlil edecek olursak yukarıda da belirtildiği üzere bir tek adam partisi olarak nitelendirmek doğru olacaktır. Lider Wilders, parti teşkilatının tek üyesidir. Buradan yola çıkarak Hitler’in vekili ve aynı zamanda şahsi sekreteri olan Rudolf Hess’in 1934 tarihli meşhur konuşmasında “Parti Hitlerdir, Hitler Almanyadır” şeklindeki ifadeyle Wilders’in partinin tek üyesi olması arasında açık ve doğrudan olmasa da örtülü ve dolaylı bir bağ bulunmaktadır. Müller’in “Popülizm Nedir?” adlı eserinde ifade ettiği şekilde  bir “karizmatik lider” profili oluşturmaya çalışan Wilders, adeta partisine demir yumrukla hakim bir diktatör imajı çizmektedir.

Wilders, 10 Şubat 2017 tarihli BBC ile yapılan röportajında “En son kendi başıma yürüyüşe çıkmam, alışverişe çıkmam, posta kutumu kontrol etmem 12 yıl önceydi”, “El-Kaide, Taliban, Işid gibi terör örgütlerinin ölüm listesindeyim” ifadelerini kullanmış ve daha önceki bir röportajında da “Hollanda’nın özgürlüğü için kendi özgürlüğümü feda ettim” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalar, aslında güç istencini yani Hollanda’da “palingenetik” bir diriliş sürecini başlatma hedefini gizleyerek Hollanda’nın “düşmanları” tarafından yas ve acıya boğulduğuna dair bir mazlumluk söylemi geliştirdiğinin göstergesidir.

Özgürlük Partisi’nin siyasi söyleminde incelenmeye değer bir diğer nokta da destekçileri arasında kemik bir kitle bulunmasıyla birlikte, hiç bir zaman siyasal düşüncede betimlendiği üzere  “futbol fanatiği” arketipinde fanatik seçmenler bulunmamasıdır. Fakat meseleyi daha ince bir biçimde tahlil edecek olursak;  “GS vs FB” yani ünlü siyasi düşünür Schmitt’in retoriğinde yer alan “dost ve düşman” ayrımı, ÖP siyasetinin temel dayanaklarındandır. Wilders, rakibini/düşmanını yani İslam Dünyası ve müslümanları, yönelttiği eleştiri okları çerçevesinde hafife alma eğiliminde görünmektedir. Kendisine göre gelişmemiş zihniyetlere ve topraklara sahip ülkeler tehdit sayılmazlar, ancak o topraklardan göçmen olarak gelenleri fanatik bir yaklaşımla terörle özdeşleştirmektedir.

Seçim pankartlarında “Hollanda’yı Geri Alalım” sloganını kullanan ÖP, aslında tam tersi bir anlama sahip “Hollanda’yı Alalım” mesajını vermektedir. Zira popülizm’de sloganlar verilen anlamın tam tersini ima etmektedir. Göçmen politikasından yorulan vatandaşların aklı yerine duygularına hitap etmeyi seçen Wilders, kitlenin fanatizminden yararlanarak hareket etmektedir. Burada, popülizmdeki şekliyle halk temasına dikkat ederek “Hangi Halk?” sorusu sorulmalıdır. Beklenildiği üzere bu sorunun cevabı Wilders ve ÖP’nin tahayyülündeki Hollanda Halkıdır. Peki, kimdir bu Hollanda Halkı? Cevap gayet basittir. Hollanda aşırı sağı için; Cermen ırkına mensup, Flemenkçe konuşan, Flemenk kültürel değerleri ile yetişmiş ve Hollanda tarihini bilen ideal yurttaşlar, yani demos’tur. Erich Fromm’un da Sevginin ve Şiddetin Kaynağı adlı eserinde belirttiği gibi, kendi toplumunu mükemmel eğitimli, ahlaki ve vicdani değerleri gelişmiş olarak gösterirken başka toplumları kötü, tembel,saldırgan, katil gibi negatif sıfatlarla tanımlayan Wilders ve hareketi, narsisizmin en bağnaz boyutunda takılı kalarak, her insanın ve toplumun varlığını sürdürmesi için bünyesinde barındırdığı sağlıklı narsisizmi dışlamakla birlikte, Benedict Anderson’un kitabında belirttiği kavramlara uygun olarak “hayali bir cemaat” olarak Hollanda ve Flemenklik temelleri üzerine inşa edilen“bensevi”yi aşırı noktalara taşımıştır.

Partiler, doğaları gereği ordular ve kiliseler gibi heterojen hiyerarşik yapılardır. Meseleye psikolojik bir boyuttan yaklaşacak olursak, Wilders ve ÖP seçmeni arasında libidinal ilişki söz konusudur. Libido kaynaklı lider + kitle iletişiminin bir bakımdan popülizmle de bağı bulunmaktadır. Lider, libidinal ilişkilerde baba (Pater Della Patria/ Vatan’ın Babası) rolünü üstlenmekle birlikte kitle anne rolünü üstlenmiştir; seçmen tarafından verilen oy ise çocuğu temsil eder. Popülizmle, lider+kitle­ ilişkisinin önemli boyutlarından bir tanesi “mesiyanik figür” betimlemesidir.Nasıl ki komutan, askerleri tarafından baba figürünün geçici işgalcisi konumundaysa Papa da kilisenin çobanı, kutsal babası ve Katolik inanç sistemine göre Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi sıfatlarını taşımaktadır. Fakat, nasıl ki Papanın, kardinal Koleji tarafından seçilmesi ve komutanların Genelkurmay Başkanlıkları tarafından atanması, onları yetke bağlamında meşru kılıyorsa, genel seçimler de parti liderlerini meşru kılmaktadırlar. Popülizm+Lider+Kitle denkleminin iki boyutunda anlatılmak istenen vaziyet aslında ister papa, ister komutan, ister lider olsun, hepsinin mensubu bulundukları hayali cemaatlerin yani toplum ve toplulukların yegane temsilcileri oldukları yönündeki sarsılmaz inancı açıklamaktır.

Özgürlük Partisinin Kitle ile İlişkisi Üzerine

Dikkatle ele alındığında Özgürlük partisi ve Hollanda aşırı sağının kitle politikası, kitlenin kollektif zulme uğramışlığını konu edinerek, kitlenin bu hisse Hobbescu bağlamda korku üzerinden vardığını gözler önüne sermektedir. Korku, Hobbes’un Leviathan adlı eserinde ele alındığı şekliyle paniğe yol açar. Hollanda’da korku+kitle ilişkisinin temelinde İslamofobi ve Ksenofobi yatmaktadır. ÖP’nin Müslüman göçmen karşıtlığı üzerine inşa edilen politikaları, Hollanda’nın yerli halkında da aynı türden bir korkuya yer vermiştir. Bu korku sonradan Wilders’in de amaçladığı şekilde bir paniğe yol açmıştır. Bu panik ise yukarıda da belirtildiği üzere ÖP’nin istatistiki veriler vesilesiyle yola çıkarak önümüzdeki yüz yıl içerisinde Hollanda halkının, müslümanlar karşısında eriyerek yok olacağına dair söylemlerden kaynaklanmıştır. Ancak eklemek gerekirse, Korku+Kitle=Panik-> Hata denklemindeki hata kısmı henüz gerçekleşmemiş, kitlesel çapta göçmenlere karşı pogrom benzeri eylemlere girişilmemiştir; zira kitle, rasyonal düşünceden ve itidalden uzaklaşmamıştır.

Kitle psikolojisi açısından incelendiğinde Wilders ve ÖP, kitlenin düşünce ve inançlarını kimi zaman dolaylı kimi zaman ise doğrudan hedefleyerek değiştirmek niyetindedir. Irk olarak Cermenik klasmana giren Flemenkler, din bakımından ağırlıklı olarak Reformcu Kalvinisttir(Geert Wilders nadir Katolik ailelerden birinde doğmuştur). Dolaylı etkenlerden biri olan zaman, ünlü Fransız psikolog Le Bon’un anlattığı şekilde “tek hakiki yaratıcı ve tek büyük yıkıcıdır”. Le Bon’un anlattığı şekilde zaman kavramına, Canetti’nin Kitle ve İktidar eserinin “kitlenin yıkıcılığı” üzerine yazılan bölümüne istinaden Hollanda’da, bir zaman-yıkıcılık korrelasyonu kurmak mümkün gözükmektedir. Canetti’nin kitabında belirttiği kitlenin deşarj olması da zamana ve koşullara bağlı olmakla birlikte bu ihtimal ÖP’nin uzun vadede başarılı olup olmamasına bağlıdır.

Hollanda’da siyasal ve toplumsal yapı değerlendirmeye tabi tutulduğu takdirde, karşımıza küçük topraklara sıkışmış, yoğun nüfusa sahip, mümkün olduğunca liberal bir tutum içerisinde merkezileşmiş, ve kuvvetler arası ayrılığının ve denetimin sağlandığı ortadadır. Bu noktada, Flemenk liberal demokrasisi, Wilders iktidara geldiği takdirde bile, nispeten sağlam kalmayı başaracaktır. Türkiye’deki “Tevhid-i Tedrisat kanununa” benzer bir eğitim öğretim kanunununuygulanmasıyla birlikte, Hollanda okullarında, öğrencilere ilk öğretilen şeyler ahlak ve insan haklarıdır. Eğitim yoluyla genç nesillere aktarılan temel ulusal değerlerin Hollanda halkı üzerindeki baskın etkileri neticesinde Hollandalılar, bilhassa gençler, çok büyük kitleler halinde Wilders’in safına geçmemiştir.

İmgelerle NSDAP ve Özgürlük Partisi Benzerlikleri

Kitlenin düşüncelerini doğrudan etkileyen faktörler üzerinden Hollanda aşırı sağı hakkında bir başka değerlendirme yapmak da mümkündür. ÖP amblemine göz attığımız zaman karşımıza bir martı kuşu çıkmaktadır. Bu martı kuşunun seçilmesinin ardında yatması muhtemel temel sebep, II.Dünya Savaşı esnasında Hollanda’da varlık gösteren Nasyonel Sosyalist Parti’nin gençlik örgütünün de arması olması ihtimali gözden kaçırılmamalıdır. Özgürlük Partisi’nin imgelemeler üzerinden propaganda yaptığı bilinen bir gerçek olmakla birlikte, Wilders’in görüşlerinin ve ruh halinin bir diğer tezahürü ise doğrudan kendisinin desteğiyle  piyasaya sürülen Fitna (2006) filminde gösterilen kan, vahşet ve parçalanmış ceset gibi birtakım “gore/vahşet” olarak tabir edilebilecek görsel içerikler, Avrupa’da yükselen İslam düşmanlığını körükleyen faktörlerden biri olmuştur. Bu filmde gösterilen birtakım tarikat şeyhlerinincihadist çağrıları, ard arda farklı biçimlerdeyansıtılarak, “kana susamış müslüman” imgesini kitlesel hafızaya nakşetmeye çalışmış, günümüzde Avrupa’da İslam’a karşı oluşanşüpheci ve paranoyak yaklaşımınesin kaynaklarının neler olduğunu gözler önüne sermiştir.

Kelimelerin ve formüllerin kullanımını irdelemek gerekirse, Nazi Almanyasında Yahudilere ve işyerlerine olduğu gibi Hollanda’da da, Wilders öncülüğünde Türk ve Müslüman işyerlerinin boykot edilmesine yönelik eylem çağrıları, Camiilerin kapatılması gibi söylemler ve Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP/Naziler) “Juden Raus” söylemi ile tamı tamına aynı olacak biçimde “Türken Raus” gibi kelime oyunlarının kullanılması, Wilders öncülüğündeki aşırı sağın ilham kaynaklarını açıklamaktadır. Geçmişle ilgili yanılsamalar ve deneyimler, Özgürlük Partisince Hollanda ulusuna çarpıtılarak anlatılmak suretiyle göçmenler ve “geçmişin hayaleti” ile “tarihsel düşman” arasında ilişki kurulmuştur. Sonrasında, bu ilişkiler çarpıtılarak geçmiş deneyimler ile şimdiki deneyimler arasında  karşılaştırmalar ve benzeştirmeler yapılarak kitlesel akılda sentezlenmesine yönelik çalışılmıştır.

Detaylı Okuma Yapmak İsteyenler İçin Kaynakça:    

I. Hobbes, Thomas, Leviathan, 2013, YKY Yayınları

II. Le Bon, Gustave, Kitleler Psikolojisi, 2018, Say Yayınları

III. Freud, Sigmund, Kitle Psikolojisi, Say yayınları, ss. 47-65, 83-97 

IV. Reich, Wilhelm, Dinle Küçük Adam, 2018, Payel Yayınları 

V. Fromm, Erich, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, 2016, Payel Yayınları, ss. 55-85

VI. Canetti, Elias, Kitle ve İktidar, 2017, Ayrıntı Yayınları, ss. 15-31

VII. Griffin, Roger, Faşizmin Doğası,2018, İletişim Yayınları, ss. 145-189

VIII. Hardt, Negri, “Yoksul Çokluk”, 2017, (Ortak Zenginlik, Ayrıntı Yayınları içinde)

IX. Gentile, Emilio, Demokraside Halk Her Zaman Egemendir (Yalan!), 2017 İletişim Yayınları

X. Müller, Jan-Werner, Popülizm Nedir?, 2018, İletişim Yayınları

XI. Laclau, Ernesto, Popülist Akıl Üzerine, Epos Yayınları, ss. 178-220 

XII. Arditi, Benjamin, “Bir Demokrasi Hayaleti Olarak Popülizm” (Liberalizmin Kıyılarında Siyaset, 2017, Metis yayınları içinde) 

XIII. Arditi, Benjamin, “Demokratik Siyasetin İç Çeperi Olarak Popülizm” (Liberalizmin Kıyılarında Siyaset, 2017, Metis Yayınları içinde)

XIV. -Chul Han, Byung, Şeffaflık Toplumu, 2018, Metis Yayınları

XV. Vossen, Koen, The Power of Populism, 2017, Routledge yayınları

XVI. Wilders, Geert, Marked for Death; İslam’s War Against the West and Me, 2015, Regnery Yayınları

YORUMLAR

  1. Gözde dedi ki:

    Yazı Hollanda Aşırı Sağ üzerine daha önce hiç okumadığım bilgiler içeriyor. Genç bir kalemden bunları okumak oldukça mutluluk verici. Umarım yazılarınızın devamı fazla ara vermeden gelir, heyecanla bekliyor olacağım. Emeğinize sağlık.

  2. kadir dedi ki:

    Güncel uluslararası bir konu üzerine yazılmış güzel bir makale. Buna binaen konuyu sağa sola çekmeden duygudan arınmış mantık odaklı bir yazı olmuş. Tebrik ederim.

  3. KEMAL dedi ki:

    Arkadaşım Ufuk Oğuz realist bir bakış açısı ile aşırı sağ gibi dünya gündemine oturmuş temel bir sorunu değerlendirmiştir. Bir sonraki makaleni büyük bir merakla bekliyorum sevgili arkadaşım başarılar diliyorum.